27 sonuçtan 1-10 arası gösteriliyor

Books

Osmanlılar IV - Konstantiniyye’nin Zincirleri, Murat Tuncel, Elfene Dünya Yayıncılık

Konstantiniyye’nin Zincirleri – Osmanlılar IV

Yıldırım Bayezid’in ölümünden sonra başlayan fetret dönemi, Timur’un Anadolu’yu terketmesiyle daha da kanlı bir hal alır. Kılıçların kardeş kanıyla yunulduğu o günlerde beylik postuna oturan Süleyman Çelebi, İsa Çelebi ve Musa Çelebi’yi birer birer saf dışı eden Mehmed Çelebi tam beylik postuna oturacağı sırada yıllarca esarette kalan Mustafa Çelebi çıka gelir. Bir yanda nabedid Mustafa ile kavgaya tutuşmak zorunda kalan Mehmed Çelebi, öte yanda da Bizans İmparatoru II.Manuel Palaiologos ve Karamanoğlu’nun türlü hilebazlıklarıyla mücadele etmek zorunda kalır. Konstantiniyye’nin Zincirleri işte bu uzun yolculuğu, İkinci Murad dönemini ve Fatih Sultan Mehmed’in tarih sahnesine çıkışını konu edinmiştir..
Osmanlılar üst başlıklı romanlarıyla tarihi roman anlayışımızda gerçekçi bir çığır açan Murat Tuncel’in duru ve yalın anlatımıyla kaleme aldığı Konstantiniyye’nin Zincirleri sizin de tarihe bakışınızı zenginleştirecektir.
***
“Emine Hatun oğlunun yüzünde kısa bir an bakışlarını gezindirdikten sonra: “Oğul kederlerimizden vazgeçemezsek yaşarken de ölü sayılırız. Bilesin ki, herkes de kendi ölümüne kadar varolur. Geçmişte yaşananları da, olanları da kabullenmek, kaderi ve kederi yenmenin bir başka yoludur. Bugünü yaşayabildiğimiz kadar yaşamak, zamanı gelince de kendi ölümümüzün yasını tutmamız gerek.” Dedi.
***
“Katlanılan zahmet sonucunda hedefe ulaşmak ya da ne elde edeceğini bilmek koşuluyla her zahmet istirahattan daha makbüldür. Ancak başarısızlığa uğradığı zaman her zahmet aynı şekilde üzücü ve can yakıcıdır.” Demokritos.
****
Sultan İkinci Mehmed elçilere işittirecekmiş gibi tiz bir sesle: “Konstantiniyye’nin zincirleri kırılmaz mı sanıyorsunuz!” Diye ünledi.

Quick View
 40,00
Sepete Ekle
Bellek Yaralısı, Donya Mirzaei

Bellek Yaralısı

Dünyanın neresinde yaşarsak yaşayalım, hangi toplumun bireyi olursak olalım, yaşadıklarımızın hiçbiri birbirine benzemese de insani duygularımız ve olaylar karşısında vereceğimiz tepkiler aynıdır. İranlı şair Donya Mirzaei de kendi duyarlılığıyla, duygularını dile getirdiği şiirlerinin dizelerine adeta hepimizin ve tüm insanlığın duygularını sığdırmış.
Onun şiir düzeninde; serbest biçemli şiirler, beyitler, maniler, türküler, haukiler âdeta yan yana ve el ele. Şiirler biçim olarak zengin görünümlü oldukları kadar, içeriksel olarak da çok renkliler. Siz de Mirzaei’nin şiirlerini okuduğunuzda bu kadar az sözle, bu kadar çok şey anlatma becerisine şaşıracaksınız.
I
Ben
Aşk ezanıyım!
Yanlış dahi olsa
Oku
Beni!
II
Yarım
Yarım koydu tavafımı
Aşkın gezici Kâbe’si!

Quick View
 15,00
Sepete Ekle
Gecenin Sonuna Doğru

Gecenin Sonuna Doğru

Tertemiz elbiseli çocukları yanaklarından öperek okula gönderen anneler vardır şimdi, sıcak ekmek kokusu, buharı tüten çaydanlık, karda açan çiçekler vardır. Filizlenen tohumlar, yarışa hazırlanan taylar, yemlenen civcivler vardır. İçinde açık hava sineması olan eski filmlerde kaytan bıyıklı şık erkeklerin kapısını açtığı fötr şapkalı güzel kadınlar vardır. Dean’ın bir yerlerde çalan şarkıları vardır muhakkak. Dün, bugün ve belki yarın da vardır. Cumbalı evlerin penceresinden gökyüzünü izleyen düşünceli saksılar, tulum peyniri, üzüm rakısı, uçan balonlar vardır.
Üstü açık gezi otobüsleri, yunuslarla yarışan yakışıklı vapurlar, raylarında dinlenen kederli trenler vardır. Aramızda olanlar ve olmayanlar vardır. Lostra salonları, simitçi tezgâhları, seyyar balıkçılar, macuncular vardır. Her şeyi unutarak veya hiçbir şeyi unutmadan yeniden başlamak da vardır.

Quick View
Devamını oku
Bozkırda Göveren Fidan Ruşen Hoca

Bozkırda Göveren Fidan Ruşen Hoca

Bozkırda Göveren Fidan Ruşen Hoca sözleri ve alıntıları.

Quick View
 15,00
Sepete Ekle
Bir Kase Sütlaç

Bir Kase Sütlaç

Halit Ultav bu kitapta;
kişi, zaman ve mekan analizleriyle
birlikte kendi yaşam öyküsünü
anlatıyor. Yeri geldikçe konuyla
bağlantılı görüş ve düşüncelerini
duygularının sıcaklığıyla sarmalayarak
aktarıyor. Düşündüren,
özgün, barışık anlatımını, görüşlerini
destekleyen alıntılarla pekiştirerek
bir tür yaşam kılavuzu
oluşturmuş

Quick View
 25,00
Sepete Ekle
Mumusun Halit Ultav Elfene Dünya Yayıncılık

Mumusun

“Osmanlıdan önce çok acılar da görmüş çok mutluluklara da ev sahipliği yapmış; Farisiler buralara Romalıların İtaki’ye dediği gibi “güzel atların ülkesi” dermiş ama bazı çokbilenlere göre bu söylem bir galat-ı meşhurmuş.”

“Kapadokya denen bu yurt her zaman bağrında sakladığı insanlarla birlikte yazmıştr kendi tarihini”

Anadolu insanı göç sözlüğünün her türlü anlamını bilir.
Kimine göre sadece ayrılık, kimine göre bir bilinmeyene yolculuk, kimine göre ise gidip gelmemektir. Hangi anlamda olursa olsun mübadele kadar acı veremez. Çünkü her türlü göçte bir dönüş umudu vardır ama mübadeleyle gidenler geri dönemezler. Yazara göre, Mumusun da geri dönülemeyen bu göçün bir başka adıdır. Bir zamanlar şenlikli bir köy olan Mumusun’da yaşananları konu edinen bu romanı okurken siz de şimdi adı bile haritadan silinen Mumusun’da yaşananlar tanık olacak, İncik Yusuf’un anılar denizine dalacak, Kâmil ile Bağdat’tan İstanbul’a yolculuk edecek, Mehmet’le saray bahçelerinde gül yetiştireceksiniz.

Quick View
 30,00
Sepete Ekle
Osmanlılar III - Kılıç ve Kırbaç Murat Tuncel Elfene Dünya Yayıncılık

Kılıç ve Kırbaç – Osmanlılar III

Herkesin efendisi olan zamanın rüzgârı çok sert esiyordu. Batıda fırtınadan atıyla zaferden zafere koşan halifenin sultanlık payesi verdiği Tanrı’nın kılıcı Yıldırım Bayezid, doğuda Delhi’den Saray’a, Herat’tan Sivas’a kadar tüm kaleleri yerle bir ederek kasırgadan atıyla gelen Tanrı’nın kırbacı Sahipkıran Emir Timur vardı. Bu iki güçlü liderin eninde sonunda karşılaşmaları kaçınılmazdı. O gün gelip Çubuk-abad’da karşılaştıklarında gökyüzü yeryüzüne kapandı. Murat Tuncel, Osmanlılar üst başlıklı seri romanlarının üçüncüsü olan bu romanında bizi işte o ikinci Nuh tufanı günleri ve tarihin başka uçurumlarında gezindiriyor.

***

“Emir Timur, mancınıklarla fırlattırmak için yığdırdığı kesik baş kulelerine bakarken iştahı kapanan Bayezid’e öfkeyle baktı. Dudaklarını ısırarak öfkesini yatıştırdı. Karşısındaki tanrının kılıcı olmasaydı başı gövdesinden çoktan ayrılırdı elbette,”Yazıcı Arapşah.

***

Mehmet Çelebi, “Bilirim Yakup Bey. Sizin gibi Anatolia’daki tüm beylerimizin dileği budur. Karamanoğulları da, Çandarlılar da, Germiyanoğlu Yakub Bey de bizimledir. Lakin Trakium’a gitmesine yardımcı olduğumuz Musa Çelebi bize verdiği sözlerinin hepsini ve aklın üstünlüğünü unutmuş görünüyor.”

***

İmparator İkinci Manuel, elindeki Thucydidis’in tarihini yerine koyarken Europides’in Troyalı Kadınlar adlı piyesinin el yazmasını aldı. Açılan sayfadaki birkaç cümleyi okuyunca “Ah” dedi. Oğluna bakarak eski Rumca’yla yazılmış paragrafı, “Bak burada Euripides Troyalı Hekabe’yi konuşturmuş. Hekabe yüreğini kasıp kavuran acısını dile getirmek için,“ Yurtsuzum çocuklarım. Hatta çocuklarımsızım. Bakın atalarımın kalesi ağlıyor. Yalnız ölüm unutur acıyı. Çünkü, gözyaşı yoktur ölümün…” diye açıkladı.

Quick View
 35,00
Sepete Ekle
Mihraptaki Akrep Abdulla Kadirî Aziz Merhan elfene dünya yayıncılık

Mihraptaki Akrep

Modern Özbek edebiyatının kurucusu olarak kabul edilen yazar Abdullah Kadirî’nin Mihraptaki Akrep adlı romanı destansı bir anlatıma sahip. Çevirmenlerin özen gösterdiği bu anlatı özelliğine yayıncı olarak biz de özen gösterdik. Bunu yaparken amacımız; okuyucularımızın o destansı anlatımın tadıyla kitabı okurken rahatça doğu-batı roman anlayışını karşılaştırma olanağı bulmalarıydı. İnanıyoruz ki, inanılmaz bir aşk öyküsüyle örülmüş ve Hokant Hanlığı’nın tarihini içeren bu romanı sonsuzlama bir edebi keyifle okuyacak ve iyi edebiyatın tadını alacaksınız.

***** *****

“Gökyüzünde yıldızlar parlamaya başladı. Ay da biraz parlayıp hayata yeni adım atmış, bu iki gencin şimdiki hallerine gülümsüyor gibi görünüyordu. Az öncekinden biraz daha güçlenmiş olan rüzgâr, gülü güle kavuşturup sanki bu iki gence “Siz de işte bu güller gibi kavuşun.” diyor gibiydi.”

***** *****

“Güçlü bir rüzgâr koparak bahçedeki her şeyi dört bir yana savurmaya başladı. Sokaktaki toz toprak göğe yükselip ay ile yıldızların ışığını daha bulanık bir hale getirdi. Akasyaların hışırtıları, gece böceklerinin nağmeleri güçlü rüzgârın sesiyle kesildi.”

***** *****

“Gelecek sözünü herkes farklı farklı anlar. Enver, kendi geleceğini sadece aşk vasıtasıyla görürdü. Anne ve babanın ocağını tüttürmek için öncelikle kendine bir hayat mumu bulmalıydı. Mumsuz yaşayarak anne ve babasının ocağını tüttürmeyi asla hayal etmezdi. Yani gelecek, Enver’in özel hayatında yalnızca aşktı.”

Quick View
 30,00
Sepete Ekle
isviçre beyazi zerrin oktay elfene dünya yayıncılık

İsviçre Beyazı

Zerrin Oktay, ömrünün ilk otuz yılını kapsayan yaşam öyküsüyle karşınızda. Üç yaşında taşındığı İsviçre’de on yıl yaşadıktan sonra Türkiye’ye geri dönen yazarın bu kitabı, kişisel bir tarih olmanın yanında ülke ve şehirlerin de tarihine tanıklık etmekte. Sıcacık anlatımı, sürükleyici dili ve cesurca paylaşımıyla sizin de hayatınıza bakıp açmazlarınızla yüzleşmenizi sağlıyor. Ama en önemlisi sizi baskın renkler üzerinde durmayıp hayatı tüm renklerin harmanlanmasının yansıması olarak kabullenmeye ve bu kocaman yürekli kadının satırlarına bırakarak, yaşamın eşsiz gizemini koruma çağrısına kulak vermeye davet ediyoruz.

****

“…Renk olarak gri bana her zaman gizemli ve olağanüstü gelmiştir, biraz da içe dönük. İçinde onlarca rengin tonlarını barındırmasına karşın, kuşbakışı gözlemle her zaman bir bütün, bir tür çok sesli koro, bir komün görüntüsü sergiler. Renklerin toplu halde birbiri içinde erimesidir gri. Bağrında yaşadığımız şu topraklar da gri geliyor bana. Bu eşsiz gizemi korumak, değerini bilmek varken renkleri ayrıştırmak, griyi reddedip içindeki en baskın olan renkte ısrar etmek neden?”’’

Quick View
 28,00
Sepete Ekle
Marin Eden Jack London Elfene Dünya Yayıncılık

Martin Eden

Birçok Avrupalı gibi umutlarının peşine düşüp Amerika’ya giden Büyük Biritanya’lı bir ailenin çocuğu Jack London.
San Fransisco’nun liman mahallerinden birinde büyürken kutsal Britanya kültürünün insanlığı kurtaramayacağı bilincine varıp dünya kültürünün kucağına atmış kendini. Sonrası açılmış denizlere, vahşetin çağrısıyla altın arayıcılarının arasında bulmuş kendini. Bilmediği büyülü yazma dünyası serüveni onun son yolculuğu, Martin Eden ise o büyülü yolculuğun son noktası. Martin Eden’i okudukça hem Jack London’u yakından tanıyacak, hem de onun kısa yaşamının o uzun büyülü yolculuğunun nasıl bir cehennem yolculuğu olduğuna tanık olacak ve insan olabilmenin erdemini sorgulayacaksınız.

***

“Seni ahmak!” diye haykırdı aynadaki görüntüsüne. “Yazmak istedin, yazmayı denedin ama içinde yazacağın bir şeyin yoktu. Ne vardı senin içinde? Bazı çocukça fikirler, birkaç aptalca duygu, çokça sindirilememiş güzellik, koca ve kapkara bir cehalet, aşkla dolup taşmış bir kalp, aşkın kadar büyük, cesaretin kadar beyhude bir tutku. Ve sen yazmak istedin! İçinde yazacak bir şeyler bulmak üzeresin. Güzellik yaratmak istedin, ama güzelliğin doğası hakkında hiçbir şey bilmezken nasıl yapabilirsin ki? Hayatın başlıca özellikleri hakkında hiçbir şey bilmezken hayat hakkında yazmak istedin. Dünya sana göre içinden çıkılmaz bir bulmacayken (….) hayat ve varoluş düzeni hakkında yazmak istedin.
Ama neşelen oğlum Martin. Yine de yazacaksın. Az, çok az bir şey biliyorsun ama daha fazlasını öğrenmek için doğru yoldasın. Şansın yaver giderse bir gün bilinebilecek her şeyi bilmeye yaklaşabilirsin.”

Quick View
 35,00
Sepete Ekle